Kamu, özel sektör ve hanehalkı borçlarını kapsayan küresel borçlanma tutarındaki artış, dünya ekonomisindeki kırılganlık tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Uluslararası finans çevrelerinin verilerine göre; söz konusu 348 trilyon dolarlık borç yükü, küresel gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) yaklaşık üç katına denk geliyor. Artan faiz oranları, yüksek enflasyon süreci ve jeopolitik riskler, özellikle gelişmekte olan ülkelerde borç sürdürülebilirliği konusunu daha da kritik hale getirdi.
Kamu Borçları Başı Çekiyor
Toplam borç yükünün önemli bir kısmını kamu borçları oluşturuyor. Pandemi sonrası dönemde artan kamu harcamaları, enerji krizleri ve savunma bütçelerindeki yükseliş devletlerin borçlanma ihtiyacını artırdı. Özel sektör ve finansal kuruluş borçları da yüksek faiz ortamına rağmen büyümeye devam etti. Uzman değerlendirmelerine göre, küresel borç stokundaki artış kısa vadede finansal sistem açısından doğrudan bir kriz anlamına gelmese de, faizlerin uzun süre yüksek seyretmesi durumunda özellikle kırılgan ekonomiler için riskler artabilir.
Faiz Politikaları ve Küresel Riskler
Başta ABD Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) olmak üzere büyük merkez bankalarının sıkı para politikaları, borçlanma maliyetlerini yukarı çekiyor. Bu durum, borç çevirme kapasitesi zayıf ülkeler ve şirketler üzerinde baskı oluşturuyor.
Ekonomistler, küresel borç yükünün sürdürülebilirliğinin büyüme performansı, faiz oranlarının seyri ve mali disiplin politikalarına bağlı olacağını belirtiyor. 2026 ve sonrasında küresel ekonomide yaşanabilecek olası yavaşlama, borç dinamiklerini daha da hassas bir noktaya taşıyabilir.
Küresel borç stokundaki bu tarihi artış, dünya ekonomisinin önümüzdeki dönemde daha temkinli ve dengeli politikalara ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.