Çanakkale, yalnızca bir savaş değildir. Çanakkale; imanın, cesaretin, fedakârlığın ve vatan sevgisinin dünyaya haykırıldığı bir diriliş destanıdır. Dünyanın en güçlü donanmalarıyla boğazlara dayananlar, karşılarında yalnızca bir ordu değil, bir milletin sarsılmaz iradesini bulmuşlardır.
O gün, mermisi biten asker süngüsüyle yürüdü. Aç olan, yorgun olan, yaralı olan geri durmadı. Çünkü onların sırtında yalnızca bir üniforma değil, bir milletin onuru vardı. Ve o onur, hiçbir zaman teslim olmadı.
Anafartalar’da bir komutan vardı…
Adını tarihe altın harflerle yazdıran bir lider…
Mustafa Kemal Atatürk…
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” diyen o ses, sadece cephedeki askere değil, bütün bir millete hitap ediyordu. İşte o an, Çanakkale bir savaş olmaktan çıktı; bir milletin yeniden doğuşuna dönüştü.
Çanakkale Zaferi, dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir kahramanlık örneğidir. Çünkü orada kazanılan zafer, silahın değil; inancın, kararlılığın ve vatan sevgisinin zaferidir. Çanakkale’de yazılan destan, sadece Türk milletinin değil, tüm insanlığın hafızasında yer edinmiştir.
Ve bugün…
Aradan geçen onca yıla rağmen değişmeyen bir gerçek var:
Bu topraklar hâlâ aynı ruhla ayakta.
Türkiye bugün de bir ateş çemberinin ortasında. Sınırlarımızın ötesinde ve içinde farklı oyunlar, farklı hesaplar kuruluyor. Ama unutulan bir şey var…
Bu millet, Çanakkale’de ne yaptıysa, gerektiğinde yine aynısını yapar. Çünkü biz, geri adım atmayı değil; dimdik durmayı bilen bir milletiz.
Çünkü biz, esareti değil; bağımsızlığı seçmiş bir milletiz.
Ve çünkü biz, Çanakkale’den geçit vermeyenlerin torunlarıyız.
Dün Çanakkale geçilmedi…
Bugün de Türkiye geçilemez.
Bu vesileyle; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’de canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Onların bıraktığı bu kutsal miras, sonsuza kadar yaşayacaktır.








