İsrail bu hengamede sadece İran’a saldırmakla yetinmeyip diğer komşu Müslüman ülkelere de saldırılarını en vahşi ve en kanlı bir biçimde sürdürmektedir.
Bu ortamda güvendiği tek kaynak ise şüphesiz ABD ve ABD’nin başkanı Trump’tır. Trump ne derse, hangi telkinde ve teşvikte bulunursa bulunsun İsrail bütün imkan ve vasıtaları kullanarak bu emri ve talimatı harfiyen yerine getirmekte hiçbir kusur göstermemektedir.
Bir yandan İran ve diğer komşu ülkelere saldırırken bir yandan İran’ın iç sorunlarını kaşıyarak belli etnik kesimleri devreye sokmaya çalışmakta ve İran’ı çok büyük olaylarla tek başına bırakmaktadır. Örnek vermek gerekir ise İran’daki kürt grupları tahrik ve teşvik etmekte ve İran’ı daha müşkül ve zor durumlarda bırakmaya gayret etmektedir. Bu gelişmeler herkesin dikkatini çekmektedir.
İsrail kendi özel dünyasında dolaşıp durmakta ve özellikle ABD başkanının çok güçlü bir şekilde kendisine destek verdiğini bildiği için hiç çekinmeden, korkmadan, ince hesaplar yapmadan saldırılarını sürdürmektedir. Eğer İsrail tek başına olsa idi elbette bunları başaramaz ve aklına estiği gibi hareket edemezdi. Şuanda gelinen noktada ortada ABD ve İsrail gibi iki ayrı devlet yok. Sanki tek bir devlet var gibi bir görünüm orta yerde duruyor.
İran ise nerede ise tek başına kaldı. Elbette saldırılarını genişleterek devam ettiriyor. Ama yanında hiçbir devletin varlığını hissetmiyor. İşin bu yönü çok önemli. Hareketin başlamasından hemen sonra bu yalnızlığının faturasını çok ağır bir biçimde ödemiştir. Yeni başkan ve güvenlik kurulu seçimleri var. Bir iki gün içinde bu seçimin yapılacağı ifade ediliyor. Ama İran’ın bir önceki olaylardan ders alıp çok daha dikkatli bir tavır geliştirmesi gerekiyor. Yoksa ikinci bir kanlı olay yaşanabilir.




