İnsanlar, hangi coğrafyada dünyaya geleceğini tercih edemezler. Ailelerinin zengin mi, fakir mi olacaklarını bilmeden dünyaya gelirler. Olgunluğa ulaşıp kendi iradeleri ile karar verene kadar ailelerinin dini inanışlarını benimserler. Çoğu zamanda ailelerinin dini inanışlarıyla hayatlarını devam ettirirler. İşte bütün bunlar insanların kaderini belirler. Yine bütün bunlar bizlere gösteriyor ki ırkçılık içi boş ve insanlık için tehlikeli bir kavramdır. Irkçılık ve milliyetçiliği birbirinden keskin ve kalın bir çizgi ile ayırt etmeliyiz. İnsanın aidiyet duygusu ile kendisinden olana karşı sevgi beslemesi doğal bir şeydir. Kendi milletinden olana sempati duyması, kendisiyle aynı dili konuşan insanlara karşı gönül bağı kurması, bayramları, düğünleri ve benzeri özel günleri aynı şekilde kutlaması, dini inanışlarını aynı şekilde yaşamaları, cenazelerinde benzer şekilde yas tutmaları insanları ortak bir noktada buluşturur. Milliyetçilik dediğimiz şeyde tam olarak böyledir. Milliyetçiliği kafatası olarak adlandırarak ırkçılıkla bir tutmak büyük bir hata olacaktır. Milliyetçilik; aynı devletin bayrağı altında ya da farklı devletlerde dil, din ve kültür birlikteliği çerçevesinde, akraba bağlılığı içerisinde, aynı coğrafyada veya yakın coğrafyalarda yaşayan toplumların aidiyet duygusuyla birbirlerine bağlanmasıdır. Kan bağı, ten rengi, saç rengi, göz rengi ve buna benzer özellikler belirleyerek ayırt edici bir hâl aldırmak ırkçılık olacaktır. Bizler yakın tarihimizde ırkçılığın insanlığa ne denli zarar verdiğini II. Dünya Savaşı’nda çok acı olarak gördük. Almanya’nın başında bulunan Hitler, üstün Alman ırkı elde etmek için önceden belirlenmiş ölçütlere göre erkekleri ve kadınları seçerek çiftleştirmek istemiştir. Diğer yandan kıstaslara uymayan insanları da yok etmek istemişlerdir. Ayrıca Hitler’in Yahudilere karşı düşman oluşundan dolayı o dönemde o coğrafyada yaşayan Yahudileri ya cani bir şekilde öldürmüşler ya da onları göç etmeye zorlamışlardır. Günümüzde buna benzer insanlık dışı davranışı İsrail Filistinlilere karşı yapmaktadır. Yahudilik dininin İsrail Oğulları ırkına ait olduğunu, İsrail Oğulları haricinde hiçbir milletin Yahudi olamayacağını savunmaktadırlar. Ayrıca diğer milletlerden olan insanların üstün ırk olan İsrail Oğullarına hizmet etmek için yaratıldıklarını düşünmektedirler. Hiçbir dinin, hiçbir hukukun ve demokrasinin kabul etmediği şekilde Filistin’de Müslümanlara karşı saldırı yapmaktadırlar. Yine ırkçılığın en ağır şekilde uygulandığı bir başka ülke de Çin’dir. Çin devletinin Doğu Türkistanlılara karşı uyguladığı asimile politikasıyla Doğu Türkistanlılar zorla Çinliler ile evlendirilerek millet olma bilinçleri yok edilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca Müslüman olan halkın dini inanışlarını yaşamaları kısıtlanmaktadır. Son zamanlarda sosyal medyada ve görsel basında sıklıkla gördüğümüz Amerika Birleşik Devletlerinde siyah tenli insanlara karşı yapılan saldırgan tavırları üzüntüyle izlemekteyiz. Yine Amerikan tarihinde Afrika’dan zorla göç ettirilip köle olarak kullanılan siyah tenli insanların maruz kaldığı ırkçı politikaları ve Kızılderililere karşı yapılan soykırımı tarih kitapları yazmaktadır.
Irkçılığa karşı ortak bir felsefe oluşturmamız gerekmektedir. Hangi ülkede yaşıyor olursak olalım, hangi devletin bayrağı altında hayatımızı sürdürüyor olursak olalım, insanlara karşı ırk ayrımı yapmayalım. Irkçı bir tavırla saldırgan bir şekilde davranan kişi ve gruplara karşı tepkimizi dile getirelim. Sivil toplum kuruluşlarıyla, aydınlarla, yazarlarla, sanatçılarla, topluma örnek olan ve önderlik eden herkesle birlikte ırkçılıkla mücadele edelim. Amerika Birleşik Devletleri’nde ırkçılıkla mücadele eden Malcolm ve dünyaca ünlü boksör Muhammed Ali bizlere bu konuda güzel örnek olabilir. Bütün insanların şu bilinçte olması gerekir; ırkçı bir zihniyetle insanların temel hak ve özgürlüklerini elinden almaya çalışanlara ve aşağılayıcı bir tavır sergileyenlere duygudaşlık yapmalarını söylemeliyiz. Siyah tenlilerin siyah tenli olarak doğmaları onların tercihi değildir. Çekik gözlü ya da Kızılderili olarak dünyaya gelenler kendi tercihleriyle dünyaya gelmemişlerdir. Bir kralın çocuğu da Afrika’da kıtlık çeken bir ailenin çocuğu da kendi tercihleriyle doğmadılar.
Eğer illaki bir ayrım yapacaksak insanları iyi ya da kötü olmalarıyla ayırt edelim. İnsanlara bedenleriyle değil kişilikleriyle ve fikirleriyle değer verelim. İşte o zaman dünya daha yaşanabilir bir hâl alacaktır.
Son söz: “Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık için savaşan bizden değildir. Irkçılık üzere ölen de bizden değildir.” Hz. Muhammed Mustafa (sav)




