Bu cümleyi artık kimse yüksek sesle söylemiyor çünkü herkes zaten biliyor. Söylenmeyen ama hissedilen şey ise şu: İnsanlar yalnızca ekonomik olarak değil, zihinsel olarak da yorulmuş durumda.
Sokakta yürürken, bir çay ocağunda otururken, bir dükkânın önünden geçerken yüzlere dikkat edin. Gülümseme eksik değil belki ama derinliği yok. Daha çok “idare ediyoruz” hâli var. Kimse dramatize etmiyor, kimse isyan etmiyor. Ama herkes biraz suskun.
Bu bir mutsuzluk patlaması değil.
Bu, sessiz bir yorgunluk.
İnsanlar artık büyük hayallerden değil, küçük rahatlıklardan bahsediyor. “Ay sonu gelsin”, “Şu haftayı atlatalım”, “Biraz nefes alalım.” Cümleler küçüldükçe umut da küçülüyor. Ama tamamen kaybolmuyor. İşte tam da burası önemli.
Çünkü bu şehirde hâlâ çayını paylaşan var.
Hâlâ selam veren, hâlâ “bir şey lazım mı” diye soran var.
Hâlâ düşene kol uzatan var.
Belki mutlu değiliz ama kopmuş da değiliz.
Mutluluk bugünlerde büyük kelimeler istemiyor.
Bir telefonun çalması, bir işin hallolması, bir günün kazasız belasız bitmesi bile yetiyor bazen. Hayatın temposu insanı yoruyor olabilir ama insan, insana hâlâ iyi geliyor.
Belki de bu yüzden umutsuz değiliz.
Sadece dinlenmeye ihtiyacımız var.




