Ama bu noktada hepimizin sorması gereken bir soru var: Bu ödül gerçekten bu kadar önemli mi? Evet…
Çünkü bu ödül sadece bir mutfağın değil, bir şehrin geleceğine açılan kapının anahtarıdır. Michelin bir ödül değil, sorumluluktur. Michelin, “bugün iyisin” demek değil “Her gün aynı kaliteyi sunmak zorundasın” demektir. Denetimler gizlidir, beklentiler nettir.
Bu yüzden bu başarı bir tesadüf değil; emek, disiplin ve vizyonun sonucudur. Üstelik Tabal, özel bir işletme değil. Niğde Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteriyor.
Yani bu başarı; bir şefin, bir mutfağın değil, doğrudan Niğde’nin başarısıdır.
İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Michelin yıldızı Niğde’ye misafir getirir… Ama misafir sadece yemekle yetinmez.
Nerede kalacak? Nereleri gezecek? Bu şehir ona ne vaat edecek?
Eğer bu soruların cevabı yoksa, en büyük ödül bile tek başına anlamını yitirir.
Niğde Seni Çağırıyor… Ama Nasıl?
“Niğde Seni Çağırıyor” sözü artık bir slogan olmaktan çıkmalı.
Bu çağrının içi dolmalı. Niğde sadece gastronomiyle değil”Marka Kent” logosu Aladağlar gibi eşsiz bir doğa hazinesiyle de öne çıkmalı.
Peki soralım: Bu doğa neden hâlâ turizmin merkezinde değil?
Doğaya zarar vermeden değerlendirilebilecek nadir alanlardan biri Aladağlar. Büyük otellere, beton yığınlarına gerek yok.. Yerel tatlar, dağ turizmi, sadelik…
Dünya bunun örnekleriyle dolu:
İtalya’da Toskana, lüksle değil doğayla uyumlu sadeliği; taş evleri, bungalov tarzı kırsal konaklamaları, yürüyüş rotaları ve köy mutfağıyla bir dünya markası oldu.
İsviçre Alpler’de dağ turizminin kitabı yazıldı; ahşap evler, yerel mutfak ve doğayla uyum sayesinde.
İspanya’da Bask Bölgesi,Michelin küçük ama nitelikli restoranlarıyla dünya gastronomisinin merkezlerinden biri.
Slovenya, doğaya zarar vermeden turizmin mümkün olduğunu gösterdi.
Peru’da And Dağları, doğa ve yerel mutfağın birleşmesiyle uluslararası çekim merkezi hâline geldi.
Japonya’nın Nagano bölgesi, Minimalist ahşap konaklama az ama kaliteli, sade ama güçlü anlayışıyla öne çıktı.
Şimdi dürüstçe soralım: Aladağlar, Alpler’den zayıf mı? Niğde mutfağı, Toskana’dan yoksul mu? Tarihi konaklar, Bask köylerinden eksik mi? Hayır.
Eksik olan şey ne biliyor musunuz? Hikâyeyi bir bütün hâline getirmek. Niğde neden başarmasın? Tarihi konaklar; neden butik otel olmasın ya da neden kaliteli restoranlar bu konaklara taşınmasın?
Gastronomi varsa, konaklama olmalı. Doğa varsa, deneyim sunulmalı. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Niğde Belediye Başkanı Emrah Özdemir, bir konuşmasında özel sektöre bu konuda açık bir çağrı yapmıştı. Belediyenin yol gösterici olmaya hazır olduğunu da net şekilde ifade etti.
Ama gerçek şu: Belediyeler yolu açar. Yürüyen özel sektördür.
Vizyon sözle olmaz.Vizyon; risk almak, yatırım yapmak, sorumluluk üstlenmektir. Eksik olan tek şey: Harekete geçme cesareti.
Bu ödül önemli mi? Evet… Hem de çok. Ama asıl önemli olan şu: Bu başarıyı büyütecek miyiz, yoksa sadece alkışlayıp geçecek miyiz? Niğde seni çağırıyor…Umarım özel sektör bu çağrıyı duyar. ”Marka Kent” bekleyenlerle değil, inanan ve harekete geçenlerle olur.




