Ancak ABD başkanı Trump hiç durmadan konuşuyor. Sağa sola emir ve talimatlar yağdırıyor. Özellikle bu son işgal olayından sonra İran dahil birden çok ülke için korkutucu beyanlarda bulunuyor. Ve her fırsatta ABD’nin askeri üstünlüğünün ve ekonomik göstergelerinin fevkalade yüksek olduğundan bahsediyor.
Ancak son olaydan sonra anlıyoruz ki ABD’nin gözü petrol yatakları ve diğer zenginliklerde. Bunu çok açık bir dille dünyaya duyuruyor. Üstelik hiçbir sakınca da görmüyor. Hele hele İran için bile son olayları bahane ederek tehditlerini aralıksız bir biçimde yapmaya devam ediyor. İran’da yaşayan son karışıklıklar için resmen ve fiilen olaya müdahil olunacağına dahil beyanlarına fütursuzca devam ediyor.
Sadece İran’a değil diğer bazı ülkelerinde adlarını bir biri ardı sıra dillendirmeye devam ederken, gözünün verimli petrol yataklarında ve maden yataklarında olduğunu söylerken bunun hiç çekinmeden yapıyor. Hem de bütün dünyanın gözü önünde sanki bir diktatör edası ile bütün bunları yapıyor. Hem de övünmeden geri kalmıyor. Hemen hemen bütün ülkelere göz dağı vermeye devam ediyor. Zaten ABD nere, İran nere. Şöyle bir düşünecek olursak Trump’ın akşamdan sabaha ne yapacağını kestirmek gerçekten çok zor. Onun için dünyanın geleceği konusunda doğru bir tespit yapmak nerede ise imkansız. Hatta öyle ki bu günden yarına ne ile karşılaşacağımızı kestirmek çok zor gibi gözüküyor.
Koskoca ABD’yi bir kişi yönlendiriyor. Öyle görülüyor ki kişisel ihtirasları hep ön plana çıkıyor. Diğer dünya ülkeleri, uluslar arası kurumlar ve kuruluşlar ve genel hukuk kuralları Trump’ın umurunda bile değil. Varsa yoksa Amerika’nın menfaatları ve kişisel ihtirasları. Gerçi Maduro içinde bu ve buna benzer şeyler söylenebilir. O madalyonun bir yüzü. Ama birde öteki yüzü var.
Öyle ise her yönü ile çok güçlü bir ülke olmak mecburiyeti var. İşin bir başka çaresi ve kurtuluşu yok. Aklımızı başımıza toplayalım her yönü ile Türkiye Cumhuriyeti Devlet’ini de çok güçlü kılmak mecburiyeti ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini hiç unutmayalım.




