Güvende sayılmam, tam huzurlu da değilim belki, yine de hislerim eskisi kadar dağınık değil. Eskiden her duygu aceleyle çarpardı içime; şimdi bazıları durup bekliyor, bazıları sessizce geçip gidiyor. Geçmiş, zaman zaman keşkeleri ve nedenleriyle yokluyor kalbimi; gelecek bazen kararıyor, kaygıyı gölge gibi uzatıyor önüme. Buna rağmen karanlığın da bir sınırı olduğunu, hiçbir duygunun sonsuza dek sürmediğini yavaş yavaş öğreniyorum.
An’da kalmak kolay değil; bunu kendimden saklamıyorum. Zihnim sık sık ileriye ya da geriye savruluyor. Yine de an, bazen küçük bir aralıktan ışık sızdırıyor bana; bir nefeslik, bir bakışlık, bir susuşluk kadar. O kısa aydınlıkları cebimde taşıyorum, karanlık çoğaldığında hatırlamak için. Her şeyi anlamak zorunda olmadığımı, bazı soruların cevaplarının bekleyebileceğini kabulleniyorum.
Hayal kurmaya hemen cesaret edemiyorum; güven, kalabalık, yüksek sesli mutluluklar hâlâ uzağımda. Ama artık biliyorum ki uzak olmak, imkânsız demek değil. İnsan bazen önce yalnızlığına yaklaşmalı; kendi sesini duymadan başkasına güvenemezsin ki. Sessizlikle aram düzeliyor, aceleyle değil, yavaş yavaş.
Bu ateş denizinden geçerken isyan da ettim, inkâr etmiyorum. Yoruldum, kızdım, vazgeçmeyi düşündüğüm anlar oldu. Ama artık biliyorum ki ateş söner, su durulur; hiçbir fırtına sürekli değil. Az kaldı. Ayaklarım toprağın serinliğini hatırlıyor, kalbim kendi sığ sularını sezebiliyor. Yüzmeyi bırakmadım, kıyıyı tanıyorum artık.
Zaten ben, sabırla yürümeyi öğrendim,direnmeyi bırakarak değil, kendime yüklenmeden. Kırılganlığımı saklamadan, iyileşmeyi aceleye getirmeden…
⸻
Yazar Notu:
Bu metni, kendime yetişmeye çalışırken yazdım. Acele etmeden, iyileşmeyi bir hedefe dönüştürmeden; sadece olup bitene tanıklık ederek. Derinliğin içinden geçmenin de bir yolculuk olduğunu, insanın bazen en çok kendisine yaklaşırken yorulduğunu fark ettiğim bir yerden.




