SEDAT ÇAĞLAR

Tarih: 17.06.2023 16:01

Emperyalizm ve Kültürel Yozlaşma

Facebook Twitter Linked-in

21. yüzyılda küreselleşmenin en yüksek seviyeye ulaştığı çağımızda emperyalizmde tavan yapmış durumdadır.

Emperyalizm kendi menfaatlerin çerçevesinde yayılmacı hareketlerin birleşimidir. Bir devletin veyahut milletin başka milletlere ya da topluluklara kendi menfaatlerini yaşatması diyebiliriz. Gelişmiş emperyalist ülkeler yayılmacı politikalarını bugüne kadar kimi zaman sinema ile kimi zaman hazır yiyecekler ile kimi zaman kola ile kimi zaman müzikleri ile kimi zaman cep telefonu markaları ile kimi zaman giyim markaları ile yaptılar. 

Tabi ki bu örnekleri çoğaltabiliriz. Emperyalist güçler yayılmacı emellerine ulaşmak için taklitçi, şekilci, hayran kitlesi olan bir toplum oluşturmak isterler. Bunları daha çok az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yaparlar. Yukarıda saydığımız sinema, müzik, spor, marka hayranlığı gibi birçok materyal ile birlikte kültürlerini bu toplumlara empoze etmeye başlarlar. 

Empoze edilen toplumda yozlaşmalar ve bozulmalar başlar. Tüketim toplumu olan ülkeler kültürel yozlaşmaya daha açık durumdadır. Yozlaşma dilde başlar, gündelik konuşmalarımızın içine emperyalist ülkelerin dillerindeki kelimelerden serpiştirirler. Konuşma dilindeki bozulma daha sonra kendini yazı dilinde de gösterir. Sonra şarkı sözlerine daha sonra film ve dizilerdeki senaryo metinlerine kadar bu devam eder. Aynı şekilde üzerimizdeki gündelik elbiselerden özel gün elbiselerine kadar, spor kıyafetlerine kadar emperyalist markaları vücudumuzda teşhir ederler. Birde övüne övüne insanların gözlerine sokar gibi markaları vücutlarının üzerinde reklamlarını yaparlar. Marka hayranlığı kullanılan cep telefonundan ayakkabıya, gözlük çerçevelerine kadar geniş bir yelpazeye ulaşır. Hedef bir anlamda sömürgeliktir. Çağdaş sömürgelikse diyebiliriz. Hedef kitle yerli ve milli olmaktan uzaklaştırılır. 

Emperyalistlerin empoze ettiği o görüntü ve yaşam insanlara çağdaş yaşamın gereği gibi gösterilir. Yani elma ağacına armut aşısı yapılmış gibi düşünün. Aslında olmayan bir gibi yaşatıyorlar insanları. Siz elmasınız ama sizi armut olduğunuza inandırıyorlar. Tüketim çılgınlığının içinde borçlarınız vadelere bölünmüş taksitler halinde dar gelirli bir şekilde kazandığınız ücretlerinizi onlara ödüyorsunuz ve onlar sizi suni bir mutlulukla sömürüyorlar. Siz çok mutlusunuz, hayatınızdan memnunsunuz ve mutlu bir şekilde sömürülüyorsunuz. Sizi karşılığı tüketim olan bir borç batağına sürüklüyorlar. Milli benliğini ve dini inanışlarını gerici bir toplumun örf ve adetleri gösteriyorlar. An geliyor kendi milli benliğinden, kültüründen ve dini inanışlarında utanır bir hale getiriyorlar insanı. Geride kalmış köhne bir toplum gibi gösterilen koca bir kültürü yerle yeksan ediyorlar. Artık onların istediği şeyleri düşünüyorsunuz. Onların isteği şeyleri yiyorsunuz ve içiyorsunuz. 

Onların istediği şeyleri giyiyorsunuz. Onların istediği gibi saçlarınıza şekil veriyorsunuz. Onların istediği şeylerden mutlu oluyorsunuz. Onların istediği şeylerden nefret ediyorsunuz. Onların istediği şeyleri beğeniyorsunuz. Kısacası onların istediği gibi yaşıyorsunuz. Her şeyden önemlisi sizlerin üretmenize izin vermiyorlar. Siz sadece tüketin biz sizin yerinize üretiriz diyorlar. Sizlerin düşünmenize, yeni fikirler üretmenize de izin vermiyorlar. Maddiyatla yaşayan ve maneviyatı kabul etmeyen bir toplum olarak şeklen var fakat manevi olarak olmayan bir birey ve toplum oluveriyorsunuz. Emperyalist güçlerin ürettiği ve pazarlayacağı ürünlerin pazarı oluveriyorsunuz. Onların ürettiklerini tüketen bir sömürge toplumu olup çıkıyorsunuz.

Şimdi yeni doğmuş bebeklerimizi gözününüz önüne getirin. Bebek kıyafetlerinin üzerinde emperyalizmin ürünü olan hepsi hayal mahsulü çizgi kahramanları ve süper kahramanları görürsünüz. Bebeğin emziğinden tutun oyuncaklarına, odasının duvar kâğıdı tasarımına kadar bizlere dayatılan hayal ürünü süper kahramanlarla çocuklarımızın dünyaya gelir gelmez zihnine, beynine ve bilinçaltına yerleşiyor. Çocuk biraz daha büyüyor ve televizyonlardaki çizgi filmler ile yine aynı gerçekte olmayan süper kahramanlar ile onların sinema ve film endüstrisindeki hayal ürünü kahramanlar ile taptaze beyinlerini dolduruyorlar. Batı dünyasının eski ressamlarını, yazarlarını ve düşünürlerini çizgi kahraman ya da süper kahraman yaparak kültürlerini bizlere dayatıyorlar. 

Şöyle bir bakın 0-15 yaş grubu çocuklarımızın sizce kaçı dede korkut hikâyelerini biliyorlar? 

Dede korkut hikâyelerindeki kahramanları kaç çocuk biliyor? Deli Dumrul’u kaç çocuk tanıyor. Bamsı Beyrek’i, Banu Çiçek’i, Basat’ı ve Bayındır Han’ı kaç çocuk biliyor? Bunların çizgi filmleri var mı? Yaratılış Destanı’nı, Alper Tunga Destanı’nı, Ergenekon Destanı’nı kaç çocuk biliyor. Emperyalist devletler yayılmacı ve dayatmacı politikalarını daha çocuklarımız doğar doğmaz beyinlerine işlemeye başlıyor ancak bunda bizim hiç mi suçumuz yok?

 Bizler kendi benliğimizi, kültürümüzü ve tarihimizi çocuklarımıza sevdirmeye ve öğretmeye karşı sorumlu değil miyiz? Bunca destanımız ve tarihi kahramanımızı Türk sinema ve film sektöründe neden kullanmıyoruz. Uyanalım lütfen! Gelecek nesillerimizi, emperyalistlerin sömürüsünden kurtaralım. Onların taklitçi kitleleri olmaktan yeni nesillerimizi kurtaralım.

Peki, bu emperyalizmin tuzağından nasıl kurtulabiliriz?  Her şeyden önce atamızı ve geçmişimizi bileceğiz. Kültürümüzü seveceğiz ve yaşayacağız. Dini inançlarımıza bağlı milli kimlik ve benliğimiz ile barışık bir birey ve toplum olacağız. 

Dilimizi saf ve sade bir şekilde kullanacağız. Ama her şeyden önemlisi kimseye bağımlı olmayacağız. Bağımsız olabilmek için asgari kendimize yetecek kadar üreteceğiz. Şekilci bir birey ve toplum olmaktan çıkıp özümüze döneceğiz ve özümüzü yaşayacağız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —