Bu ülkede ekonomi düzelecek…
Dünyanın döngüsü böyle çünkü. Kapitalizm, kendi krizlerini kendi doğasında eritip yeniden doğmayı iyi bilir. Çarklar yeniden döner, piyasa nefes alır, para tekrar dolaşıma girer. Bir sabah uyanır ve yıllardır hayalini kurduğunuz refahın kapıda olduğuna inanırsınız. Ve çoğu zaman yanılmazsınız: Ekonomi gerçekten toparlanır.
Ama beni korkutan ekonomi değil.
Beni korkutan, ekonomiden daha derine çöken o büyük sessizlik: Ahlakın çürümesi, eğitimin erimesi, adalet duygusunun toplumun avuçlarından kayıp gitmesi…
Çünkü para kaybedilir, tekrar kazanılır.
Ama insan kaybolursa, onun geri dönüşü yoktur.
Son yıllarda büyük bir gerçeği yüzümüze vura vura öğrendik:
Bir toplumun gerçek serveti, kasasında biriken rakamlarla değil, insanlarında biriken değerlerle ölçülür.
Biz ise rakamların peşinde koşarken, değerleri birer birer yitirdik.
Bugün en çok duyduğum cümle:
“Abi herkes çok cahil oldu…”
Evet, doğru. Çünkü bu ülkede bilgi artık hakaret, cehalet ise bir özgüven biçimi hâline geldi.
Birilerini eleştirmeyi bilmiyoruz.
Bir yanlışa karşı çıkmayı bilmiyoruz.
Bir fikri tartışmayı, bir hatayı kabul etmeyi, bir emeği takdir etmeyi bilmiyoruz.
Her şeyin en doğrusunu kendimiz bildiğimizi sanıyoruz ama aslında hiçbir şeyin özüne inmeden konuşuyoruz.
Sonra da şikâyet ediyoruz:
“Neden düzelmiyoruz?”
Bir ülke otoban yaparak büyümez.
Bir ülke gökdelen dikerek gelişmez.
Bir ülke teknoloji ithal ederek ilerlemez. Bir ülke öğretmenine, öğrencisine, fikrine, düşüncesine sahip çıkarak büyür.
Bizim en büyük yıkımımız eğitim oldu.
Ailede başlayıp okulda güçlenmesi gereken değerler yarım kaldı.
Çocuklarımız bilgiye değil, gösterişe özeniyor.
Hayal kurmuyorlar; hazır paketlenmiş hayatları istiyorlar.
Kitap okumuyorlar; başkalarının düşünceleriyle yaşıyorlar.
Ve biz hâlâ sanıyoruz ki bu ülkeyi enflasyon mahvetti.
Hayır…
Bu ülkeyi okunmayan kitaplar, dinlenmeyen öğretmenler, örnek olamayan büyükler mahvetti.
Bir toplumda adalet duygusu çökerse, o toplumun ayakta durması imkânsızdır.
Bugün adalet denince insanların aklına hukuk gelmiyor; torpil geliyor, güç geliyor, ayrıcalık geliyor.
En zenginin değil, en güçlü görünenin haklı çıktığı bir düzende kim nasıl mutlu olabilir?
Kim nasıl kendini güvende hissedebilir?
Ekonomi düzelir, evet…
Ama bir ülkede adalet zedelenirse, düzelen ekonomiyi de bir gün yine insanlar bozar.
Ekonominin toparlanacağına dair umudum tam.
Ama toplumun toparlanması için aynı umudu kurmakta zorlanıyorum.
Çünkü bozuk bir ekonomiyi tamir edecek çok uzman var…
Ama bozuk bir toplumu tamir edecek kaç insan yetiştiriyoruz?
Eğer ahlakı kaybettirirsen, milyarlar versen o ülkeyi ayağa kaldıramazsın.
Eğer eğitimi zayıflatırsan, zenginlik bir süreliğine sadece gürültü yapar.
Eğer adaleti çöktürürsen, para bile insanlara huzur veremez.
Ekonomi düzelir…
Ama biz, biz ne zaman düzeleceğiz?
Bu satırları yazarken aklımdan tek bir soru geçiyor:
Belki de paramızdan önce bizi tamir etmemiz gerekiyordu…
Eğer bir gün gerçekten zengin olmak istiyorsak, önce ahlakın, eğitimin ve adaletin değerini anlamalıyız.
Çünkü insan yoksulluğu parasızlıktan değil; değersizlikten yaşar.
Ve bu ülkenin en büyük yoksulluğu da tam burada başlıyor.