Dokuz saat arayla Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,8 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, yalnızca binaları değil, hayatlarımızı da yerle bir etti. Türkiye ve Suriye başta olmak üzere geniş bir coğrafyada hissedilen bu iki büyük deprem, milyonlarca insan için “öncesi” ve “sonrası” olan bir kırılma noktası yarattı. Resmî verilere göre Türkiye’de 53 bin 537 yurttaşımızı kaybettik. Yüz binlerce insan yaralandı, milyonlarcası evsiz kaldı. 11 ilde yarım milyondan fazla konut ya yıkıldı ya da ağır hasar aldı. Sayılar büyük, acı ise ölçülemez. Çünkü her rakamın ardında yarım kalan bir hayat, suskun bir çocuk odası, cevapsız kalan bir telefon var. Bu büyük felaketin etkileri yalnızca deprem bölgesiyle sınırlı kalmadı. Niğde de 6 Şubat depremlerini yaklaşık 5,6 büyüklüğünde hissetti. İlimizde acil yıkılması gereken binalar tespit edildi; ağır, orta ve az hasarlı yüzlerce yapı kayıtlara geçti. Üstelik Niğde, deprem gerçeğine yabancı değil. 2020 yılında Obruk–Bor merkezli 5,1 büyüklüğündeki depremin ardından, 6 Şubat’tan hemen sonra yine aynı bölgede 5,3 büyüklüğünde bir deprem daha yaşandı. AFAD verileri, son yıllarda il sınırlarımızda meydana gelen çok sayıdaki depremin bu gerçeği açıkça ortaya koyduğunu gösteriyor. Depremler yalnızca canlarımızı değil, ülkemizin geleceğini de etkiliyor. Birleşmiş Milletler raporları, afetlerin ekonomik maliyetinin tüm dünyada katlanarak arttığını ortaya koyuyor. Türkiye’de ise bu artış çok daha çarpıcı. 1999 Marmara depremlerinin maliyeti 17 milyar dolar civarındayken, 6 Şubat depremlerinin maliyeti 100 milyar doların üzerine çıktı. Ancak asıl kayıp, parayla ölçülemeyen insan hayatları ve derin toplumsal travmalardır. Tüm bu yaşananlar bize çok açık bir gerçeği tekrar hatırlatıyor: Afetler kader değildir. Afete dönüşen, önlem alınmamış tehlikelerdir. Ülkemizin jeolojik yapısı, deprem başta olmak üzere pek çok doğal tehlikeyi barındırıyor. Heyelanlar, sel ve taşkınlar, obruklar, kaya düşmeleri, oturma ve çökmeler… Bunların her biri bilimsel çalışmalarla öngörülebilir ve riskleri azaltılabilir. Bugün yapılması gereken bellidir. 1/1000 ve 1/5000 ölçekli mikro bölgeleme haritaları bir an önce tamamlanmalı; yerleşime uygunluk değerlendirmeleri bilimsel veriler ışığında yapılmalıdır. Fay sakınım bantları ve risk azaltıcı arazi kullanım kararları, hazırlanan tüm planlara eksiksiz şekilde işlenmelidir. Niğde özelinde konuşacak olursak, bu çalışmaları hayata geçirmek için önümüzde bir engel yoktur. AFAD ve Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nin iş birliğiyle, ilimizin jeolojik risklerini ortaya koyacak bu haritalar kısa sürede hazırlanabilir. Bugün atılacak adımlar, yarın yaşanabilecek acıların önüne geçebilir. Unutmayalım; korkulu rüyalar görmektense, aklın ve bilimin aydınlığında uyanık kalmak her zaman daha iyidir. 6 Şubat’ta kaybettiklerimize borcumuz, bu ülkeyi daha güvenli bir geleceğe taşımaktır.